Murat KAYACAN

 

Duyurular
Ana Menü
Anasayfa
Hakkımda
Tüm Yazılar
Köşe Yazıları
Hakemli Dergi Yazıları
Haksoz.net Yazıları
Politik Yazılar
Mizah Yazıları
Kavramlar
Çeviriler
Kitap Tanıtımı
Kitaplar
Konferanslar
Söyleşiler
Duyurular
İletişim
Arama
İstatistikler
Ziyaretçiler: 186997
Anasayfa arrow Konferanslar arrow Kur'an'ı anlamada temel ilkeler (3)
Kur'an'ı anlamada temel ilkeler (3) PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 03 Aralık 2008
II-KURAN-I KERİM'İ ANLAMADA ÖNEMLİ UNSURLARA.RESULULLAH (SAV)'İN KONUMUNU DOĞRU TAYİN ETMEK

Zihinde karmaşıklık doğruna başka bir husus da, Kuran'ın tam bir hayat düsturu olması konusudur. Kuran'ı okuyan kimse, onda sosyal, kültürel, politik, ekonomik vs. problemlerle ilgili ayrıntılı kanun ve düzenlemelere rastlayamaz.

 Bu nedenle bir kimse, Kuran'da kitabın kendisinin de çok önem verdiği namaz ve zekatla bile ilgili ayrıntılı düzenlemeler olmadığını görünce şaşkınlığa düşmektedir. Sıradan bir okuyucunun, bu kitabın tam bir düstur olarak adlandırıldığını anlayamamasının nedeni işte budur. Bu yanlış anlamanın nedeni, karşı çıkan kişinin Allah'ın sadece kitap göndermekle kalmayıp, Onun öğretilerini pratikte uygulayarak sunan bir Resul gönderdiği gerçeğini gözden uzak tutmasıdır. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için, bir binanın yapımını örnek alabiliriz. Sadece binanın bir planı hazırlanmış ve inşaatı yaptırıp yönetecek bir mühendis görevlendirilmemişse ancak o zaman, tüm ayrıntılara yer verilmelidir. Fakat eğer planla birlikte inşaatı yapmak için bir de mühendis görevlendirilmişse, o zaman ayrıntılı bir palana gerek yoktur. Bu durumda istenilen özelliklerin, ana hatlarıyla belirtildiği bir plan yeterlidir. Bu nedenle böyle bir plana eksik diyerek kusur bulmak yanlış olur. Allah Kuran'la birlikte Resulünü de gönderdiği için Kuran'da sadece temel ilkeleri ve önemli direktifleri vurgulamış ve ayrıntılara yer vermemiştir. O halde Kuran'ın asıl fonksiyonu, İslam dininin entelektüel ve ahlaki bazını açıkça ortaya koyup bunları örneklerle güçlendirmek ve kalplere işlemektir. İslami hayat tarzının uygulamaya ait yönü söz konusu olduğunda ise, Kuran, ancak hayatın her yönü ile ilgili sınır ve hadleri belirler ve ayrıntılı kanun ve düzenleme koyulmaz. Bunun yanı sıra bazı önemli yerlerde, parçaların, Allah'ın dilediğine uygun biçimde nasıl birleştirileceğini öğreten kılavuzlar, yol işaretleri yerleştirir. İslami hayat düzenini Kitaptaki ilkelere uygun bir şekilde pratiğe aktarma görevi, özel olarak birey için, toplum için ve İslam devleti için, Kuran ilkelerine uygun bir hayat tarzı kurmak üzere gönderilen Hz. Peygambere (sav) verilmiştir. O halde Kuran, Hz. Peygamberin (sav) sünneti ile birlikte gönderilen Hz. Peygambere (sav) verilmiştir. O halde Kuran, Hz. Peygamberin (sav) sünneti ile birlikte alındığı ölçüde eksiksiz bir hayat düsturudur. (Tefhim, I, 26)Resulullah'ın (sav) Kuran'ı izahı onun en güzel örnek olması dolayısıyla bizi için büyük öneme sahiptir. Onun gönderiliş sebeplerinden birisi de Kuran'ı açıklamadır. Hadisler belirlenen ilkelerin noktalama işaretleri niteliğindedir. Genel ilkelerin düşünce ve pratik olarak nasıl gerçekleşeceğini gösteren bir açıklamadır. Haccın kaç defa yapılacağı, namazların rekatları, hırsızın kaç elinin kesileceği vb, konularda muhakkak sünnete ihtiyaç vardır. Bununla beraber Kuran, senet yönünden hadisten farklı bir niteliğe sahiptir. Kuran'ın senedi bilimsel bir ispata ihtiyaç duymaz. Bilginler Kuran-ı Kerim'de yer alan bir hükmün doğruluğuna kanaat getirmek için o hükmü aktaran ravilerin akide ve ahlak olarak sağlama kişilikli insanlar olmasını araştırmak zorunda değildir. Çünkü Kuran-ı Kerim'in senedi kesindir. Bunun yanında Peygamberimizin şöyle söylediğini veya böyle yaptığını ispat eden hadisin senedi bu ölçüde sağlam ve kesin değildir. Bunun sağlam ve kesin olduğunun ispatlanması gerekir. (Min Vahy'il Kuran, I, 19)Kuran'ı doğru anlamak için Resul'ü (sav) de doğru anlamak gerekir. Peygamberleri sürekli mucizelerle iş gören insanlar olarak algılarsak Kuran'ın canlı örneği Hz. Muhammed'i (sav) hayatımızdan uzaklaştırmış oluruz.Sahabenin Kuran'ı anlaması da bizim için önemlidir ancak onların Kuran'ı yanlış anlamalar mümkündür. Ancak onların bizden farklı olarak tamamen olmasa da yanlış anlamaları ya da anlamamaları ihtimal dahilindedir. Örneğin Hz. Ömer'in (öl. 23/643), Abese suresinin otuzbirinci ayetinde geçen "ebben" kelimesinin anlamını, İbnu Abbas'ın ( öl. 68/687 ) Fatır suresinde geçen "fatır" kelimesinin anlamını bilmemesini, yine Adiy b. Hatim'in bakar suresinin 178. Ayetini yanlış anlamasını örnek verebiliriz. (Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, 2. Bs, Istanbul, 1997, 28) Peygamberimiz bu kişilere, madem bu ayeti anlayacak kapasiten yok, o halde bundan böyle Kuran'ı anlama gayreti içine girme demiş değildir. Adiy b. Hatim'in oruçta "şafağın beyaz ipliğinin siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yenilebileceğini" bildiren ayeti (Bakara 2/187) elinde tuttuğu siyah ve beyaz iplikle karıştıran bu sahabenin yanlış anlamasını düzeltimiş ama bundan sonra Kuran'ı anlamaya çalışmayasın dememiştir. Elbette kişilerin kabiliyetleri, birikimleri anlamalarında etkilidir. Ancak Kuran-ı Kerimi anlamaya sınır getirme ve bunu belli kimselere hasretme kutsama döneminde ortaya çıkmıştır. .. (Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, 2. Bs, Istanbul, 1997, 49) B) MEAL OKUMANIN ÖNEMİKuran-ı Kerim, sıradan bir Kitap olmadığı için onu üslup ve muhteva olarak başka bir dile tam olarak aktarmak mümkün olmaz. Ancak bu Kuran'ın başka bir dile aktarılmasının sakıncalı olduğu anlamına gelmemektedir. Kuran-ı Kerim başka dillere çevrilmesi sayesinde yaygınlık kazanmıştır. Muhammed Hamidullah'ın verdiği bilgiye göre, Avrupa'da ilk Meal çalışmaları 1141'de başlamış ve Kuran bu tarihlerde Latince'ye çevrilmiştir. İtalyanca'ya 1513, Almanca'ya 1616, Fransızca'ya 1647 ve İngilizce'ye de 1648'de tercüme edilmiştir. Bugün için, yaklaşık olarak Almanca'da 47, İngilizce'de 51, Fransızca'da 31, Latince'de 36, Urduca'da 100'e yakın ve Farsça'da 100'ün üstünde meal bulunmaktadır. Türkçe'de 65 civarında Meal olduğu söylenebilir. Bu nispet zamanla artış göstermektedir. (Ali Bulaç, Kuran-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, 5 bs., Istanbul, XXVII ayrıca bu mealde Ali Bulaç Dücane Cündüoğlu'na 2. Ve 3. Baskılarını gözden geçirdiği için teşekkür ediyor.) Demek ki Kuran-ı insanların kendi dillerinde anlama çabalarının kökenleri çok eskilere dayanmaktadır. Ancak Kuran-ı Kerim'i anlamak için yapılan çevirilerin İngilizce mealler sayısına yakın oluşu bizim için üzücüdür.Kuran meali yazılırken çeviri biçimlerinden motamot tercüme okuyucuya, Kuran'ın her kelimesine aşina olması ve her ayetin altında hemen tercümesini okuduğundan ayetin manasını hemen anlaması konusunda yararlı olur. Bu yöntem, bazı kolaylıkların yanı sıra beraberinde birtakım zaafları da taşır. Nitekim Arapça bilmeyen Kuran okuyucuları bu yöntemden tam anlamıyla yararlanamamaktadırlar. Çünkü motamot tercüme okunurken cümlenin akışı kesildiği gibi dilin edebi güzelliği de yok olmaktadır. Böylece Arapça'nın belâgat ve etkileyiciliğinden okuyucu mahrum kalmaktadır. Kuran satırları altında cansız bir tercüme bulunduğundan dolayı okuyucu bu tercümeyi okurken ruhu vecde gelmemekte, tüyleri ürpermeyip, gözlerinden yaş akmamakta velhasıl içinde fırtınalar kopmamaktadır. Öyle ki okuyucu, Kuran'ın aklı ve düşünceyi fetheden, kalbin derinliklerindeki ince noktaları etkisi altına alan üslubunu hissettirmemektedir. Değil okuyucuda bu tür tesirler uyandırmak, zaman zaman bu kitabın herkese meydan okuyan eksiksiz söz olduğundan bile kuşkuya kapılmaktadır. Tün bunların nedeni, motamot tercümenin, eleğin altından akan kuru parçalar olup Kuran'ın, ruhunun, edebi ve büyüleyici üslubunun yukarıda kalmasındandır. Gerçekten de bu üslubu hiçbir motamot tercümenin aktarabilmesi mümkün değildir. Oysa Kuran'ın etkileyiciliğinde, onun saf mesajı ve bahsettiği konularla birlikte büyüleyici üslubunun da payı vardır. Bu edebi üslup, kaya gibi sert kalpleri dahi adeta bir mum gibi eritmişti. Bu ilahi Kelam, bir yıldırım gibi tüm Arabistan halkını tesiri altına almış ve en aşırı muhaliflerine bile kendisini kabul ettirmiştir. Hatta bu kimseler, bu büyüleyici kelamın etkisi altında kalmaktan korkup onu dinlemekten çekiniyorlardı. Şayet Kuran böyle bir özelliği sahip olmasaydı ve motamot tercümelere benzeseydi, Arapların kalplerini kolayca yumuşatması ve gönüllerini fethetmesi mümkün olmazdı. Ne var ki Kuran-ı Kerim'in gönderiliş amacı insanları vahiy doğrultusunda harekete geçirmektir. Kuran'ın öne çıkarılması gereken yönü hakkı batıldan ayırdedici özelliğidir. Duyguları harekete geçirme konusunda motamot çevirinin etkili olamadığı kesindir. Ancak duygusal olarak okuyucuyu harekete geçirme arzusu edebi yönü mesajın muhtevasını geri plana itebilir. Bu da vahyin amacını ikinci plana iter. Bence motamot tercüme yapılıp dipnot şeklinde yazarın tercih ettiği kelime karşılığını vermesi daha iyi olur.Meal okuyalım derken zaten onu İncilden farklı olarak Kuran yerine koymuyoruz. İncilin hangi dilden olursa olsun böyle bir sorunu yok. Zaten hermenötik ilmi de farklı İncil metinlerindeki anlam örgüsünü göz önünde bulundurarak Allah'ın kastettiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bize göre Kuran'ın Arapça olması ve kelimelerin ifade ettiği anlam son derece önemli. Öyle olmasaydı, müfessirlerimiz harfi cerleri dikkate alarak sonuçlara varmaz ve kaideler çıkarmaya çalışmazdı. Bu nedenle elimizdeki mealler sadece birer tercüme olmaktan öteye gidemezler. Kuran Arapça olarak indirilmiş olan Kitaptır. Kuran-ı Kerim'in Farsça'ya çevrilmesi İslam'ın ilk dönemlerinde gerçekleşti. Ancak bu namazda okunanın anlamını bilmeyen insanlara yönelik bir çabaydı.Kuran-ı Kerim çevrilince her kelimeyi tam olarak vermek mümkün olmayabilir. Ancak bunun yaratacağı sorunlar, Kuran üzerine yapılan çalışmalarla giderilebilir. Örnek olarak enzelna (indirdik) ifadesinini geçtiği yerler ele alalım: "Ey Adem oğulları! Size örtünün diye giysiler ve güzel elbiseler verdik(enzelna)" (Araf 7/26) Enzelna ifadesi tam tamına "indirdik" anlamına gelir. Elbette gökten elbiseler indirilmedi. Bu ayette enzelna ifadesi elbise yapma ya da kullanma kabiliyetini size verdik anlamında düşünülmeli. Bu anlama biçimi Kuran'ın diğer yerlerinde de kullanılabilecek niteliktedir: " O size demiri indirdi."(Hadid 57/25) Biz bunu Allah demir indirdi diye anlayamayız. Ne var ki bu ifadenin ne anlama geldiği çok büyük problem oluşturmamaktadır. Bu ifadenin ilk bakışta garip görünmesi onun çevirisinin anlaşılmazlığından değildir. Kuran'a aşina olmayan ve Arap olan birisi de bu ifadeyi garipseyebilir. Bu tür ifadelerin iyi çevrilemediğini söyleyip insanları Kuran mealinden soğutacağımıza hem okumalarını hem de araştırmalarını tavsiye edelim. Rabbimiz Yahudilere Tevratı kendi dillerinde gönderdi. Yahudiler İbraniceyi Allah'ın özel/kutsal dili olarak kabul ettiler. Ancak dil ilahi mesajın iletilmesinde bir araçtır. Rabbimizin toplumlara kendi mesajını o toplumun dili ile iletmesi dil değişse de mesajın farklı dilde ifade edilebildiğini ve anlaşıldığını gösterir. Bir buçuk milyara yakın insanın kendilerini Müslüman olarak ifade etmeleri çeviriler sayesinde olmuştur. Kuran-ı Kerim'in edebi mükemmelliğini takdir etmek mümkün olmasa da onun bu yönü çeviriler sonucu elde edilenler yanında az bir kayıptır. Edebi güzellik insanları etkilemekte bir yöndür sadece. Diğer bir deyişle Arapça olmayan bir dille mesajı anlamak Arapça konuşmayan birisi için bütün delilleri görmeden sonuca varmak demektir. (Abu al-Qassim Razzaqi, An Introduction to the al-Mizan, İnternet)Rabbimiz Kuran mesajının herhangi bir dilde tüm dünyaya verilebileceğini, Kuran'ın Arapça veya başka bir dilde olmasının farketmeyeceğini bizlere şöyle bildiriyor: "Biz onu, yabancı bir dilde Kuran yapsaydık, mutlaka, 'ayetleri açıklansa idi ya' diyeceklerdi. Arap (peygamber)e yabancı dil öyle mi? De ki: "O iman edenlere bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. O, (Kuran)onlara karşı kötülüktür. Onlar (sanki) uzak bir yerden çağrılmaktadırlar.(Maide 4/44)Sonuç olarak meal okumanın Kuran-ı Kerimi anlamada büyük bir öneme sahip olduğunu hatta onu okumanın ibadet olduğunu söyleyebiliriz.   C) KURAN-I KERİM'İN ELE ALDIĞI KONULARIN BİLİNMESİOkuyucu her şeyden önce, Kuran'ın mahiyetini kavramalıdır. Başlangıç noktası olarak kişi Onunu vahyedilmiş bir kitap olduğuna inansın ya da inanmasın, Kuran'ın kendisinin ve Onu bize ulaştıran Hz. Muhammed'in (sav) öne sürdüğü Kuran'ın ilahi bir kılavuz olduğu iddiasını göz önünde bulundurmalıdır. (Tefhim, I, 14)Kuran'ın ele aldığı konu insandır. O insanı felaha veya helaka götüren hayat tarzlarını anlatır. Kuran metni boyunca vurgulanan ana fikir, Hakkın açıklanması ve buna dayanan doğru yola davettir dil incelemesi değil. Kuran, gerçeğin, Allah'ın, Hz. Adem'i (as) halife tayin ettiğinde kendisine vahyettiği ve Ondan sonra gönderdiği diğer bütün peygamberlere vahyettiği gerçek olduğunu ve bütün peygamberlerin aynı doğru yolu çağırdıklarını bildirir. İnsanlar tarafından bu hakka aykırı olarak, Allah, insanın evrenle, insanın Allah'LA ve diğer yaratıklarla ilişkisi hakkında icat edilen tüm teoriler yanlıştır ve bunlar üzerine kurulan hayat tarzı sonuçta insanı hüsrana götürür. (Tefhim, I, 16)Vahyin hedefi ise, insanı doğru yola çağırmak ve cahilliği nedeniyle kaybettiği veya günahkarlığı nedeniyle yüz çevirdiği hidayeti onlara sunmaktır. Eğer okuyucu bu üç şeyi zihninde tutarsa, ne bu kitabın üslubunda bir uyumsuzluk, ne konusunun sürekliliğinde, ne de konuları arasında bir kopukluk olmadığını anlayacaktır. Konusu, ana fikir ve amacı göz önünde bulundurulduğunda bu kitapta lüzumsuz ve anlamsız tek bir nokta yoktur. Baştan sona ele alınan farklı konular, ana fikirle öylesine uyum içindedirler ki, onları, farklı renk ve boyutlarına rağmen onları aynı kolyenin güzel taşlarına benzetebiliriz. Kuran, göklerin, yerin ve insanın yaratılışını anlatırken olsun, evrendeki yaratıklara değinirken veya insanlık tarihinden olaylar aktarırken olsun aynı hedefi gözetir. Kuran'ın amacı tabiat bilimlerini, tarihi, felsefeyi, başka bilimleri veya sanatı öğretmek değil, insanı doğru yola ulaştırmak olduğundan, Kuran bu ilimlerin konularıyla ilgilenmez. Onun ilgilendiği tek şey, gerçeği anlatmak, onunla ilgili yanlış anlamaları ortadan kaldırmak, kafalara hakkı işlemek, insanların kötü davranışlarının sonucu ile uyarmak ve tüm insanlığı doğru yola davet etmektir. Aynı zamanda inançların insanların ve toplumların amellerinin, metafizikle ilgili tartışmaların vs. kritiği ile de ilgilenir. Bu nedenle Kuran, bir şeyi sadece kendi amaç ve hedefine uygun olduğu ölçüde anlatır, belirtir veya o şey hakkında hüküm verir. Gereksiz ve ilgisiz ayrıntılar üzerinde durmaz ve sözü tekrar tekrar bütün konuların çevresinde döndüğü ana fikre, hakka davete getirir. Kuran bu bakış açısıyla incelendiğinde, tümünün mantıklı olduğu ve tüm metin boyunca bir konu bütünlüğünün olduğu görülür. (Tefhim, I, 16-17)Bundan yola çıkarak Kuran'ı okuyan insanın, orada belirlenmiş bir anlamı varsayacak, o anlamın tüketilircesine belirlenebileceğini düşünerek, bu anlama salt filolojik, gramatik ve mantıksal yaklaşımlarla ulaşılabileceğini öngörmek doğru olmaz. Çünkü Kuran içerdiği hukuki hükümleriyle bize filolojik, gramatik veya mantıksal bir anlam çözme işlemiyle bulunabilecek olanın ötesinde bir şeyler söyler. Ve bu çözümlemelere saplanıp kalındıkça bize söylediği gürültüye gider, unutulur. Onu tekrar hatırlamanın yolu ise, aslında şaşaalı, yöntemsel yaklaşımlar gerektiren bir şey değil, ona kulak vermek, söylemeye çalıştığı şeyi kalp kulağıyla dinlemek oradaki sesi duymaya, anlamı yakalamaya yeterlidir. Mistik çağrışımları olan bu yaklaşımın birebir İslami tecrübelere uyarlanması kuşkusuz mümkün değildir. (Yasin Aktay, "Kuran Yorumlarının Hermenötik Bağlamı", İslami Araştırmalar Dergisi, IX, Ankara, 1996, S. 1,2,3,4, 91)Kuran-ı Kerim bir tarih veya coğrafya kitabı olsaydı bize bu bilgileri vermeyi amaç edinebilirdi. Ona yaklaşanlar bir bilim kitabı gibi yaklaşırlarsa ondan faydalanamazlar. Bununla Kuran-ı Kerim bilimle ilgili hiçbir şey anlatmıyor demek istemiyorum. Ancak onun sakınanlara yol gösterme özelliğini geri plana itip Batı ile boy ölçüşebilme arzusuyla bir bilim kitabı gibi okunmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Kuran-ı Kerimi bir bilim kitabı görmek ayetleri amacından ve kastından oldukça uzaklaştırmaktadır. Rabbimiz Rahman suresinde azabından ne cinlerin ne de insanların yeri göğü aşıp Rabbimizin bir üstün güç (sultan) olmaksızın yaptıklarının hesabını vermekten kaçamayacaklarından bahsederken (55/33), bu gücü uzay gemisi olarak yorumlayanlar olmuştur. Yani bilimsel bilgiyi Kuran-ı Kerim'de de var demek için ayete Allah'ın azabından sadece uzay gemisi ile kurtulunabileceği anlamı verilmektedir ki, ayetlerin gerçek anlamından ne kadar da uzaktır. Kuran-ı Kerimi bir bilim kitabından beklenecek unsurları barındıran bir kitap gibi gören büyük müfessir Fahreddin er-Razi (Allah rahmet etsin)'den de bir örnek vereyim. Razi "Arzı sizin için bir döşek kıldık" ayetini ele alıyor. Ve diyor ki yeryüzü hareketsizdir. Doğrusal hareket etseydi, zıplayan bir adam aynı noktaya inemezdi. Düşey hareket etseydi, insan hafif olduğundan yeryüzü ile aynı hızda düşey hareket edemeyeceğinden dünyaya yetişemez aradaki mesafe açılırdı, dairesel olarak doğuya doğru hareket etseydi batıya giden birisi bir türlü gidemezdi. (Fahruddin er-Razi, tefsir-i kebir, Ank., Cev: Suat Yıldırım vd.,, Akçağ Yay., 1988, c.2, 112-114)Razi'nin burada düştüğü yanılgı dönemin vardığı bilimsel bilgi düzeyini Kuran'da bulma çabasıdır. Ayette yeryüzünün döşek olarak anlatılmasından kasıt onun bizim yaşamımıza müsait bir yer olması ve bizim buna şükretmemizin gerektiğidir. Yoksa bilimsel gerçekleri sunmak değil. Biz bilimsel araştırmalarımızı yapalım ancak ayetleri ya da bilimsel gerçekleri birbirine yapıştırma usulüyle Kuran okursak mesajından uzaklaşmış oluruz. İnsanları inandıracağız diye yanlışlanabilir bilgiyi kabul eden bilimin verilerinin Kuran ile uyuşmadığını gördüğünde insanları dinden uzaklaştırabiliriz de.Ondokuz mucizesini Müslümanların bir ara ne kadar sahiplendiklerini Cenk Koray'ın da Mustafa Kemal'in hayatının ondokuz üzerine kurulu olduğuna dair yazılar yazdığını unutmayalım. Cenk Koray'ın oğlunun da ondokuz yaşında öldüğünü zikretmeden geçmeyelim.Devamı var


  Yorumlar (1)
RSS Yorumları
1. yok
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , on 04-03-2010 19:10
Ama ya ben Kur'an-ı Kerim'deki noktalama işaretlerinin anlamlarını görmek istiyordum.

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
E-Posta
Başlık:
Yorum:



Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.1

 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 Murat KAYACAN
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.