Murat KAYACAN

 

Duyurular
Ana Menü
Anasayfa
Hakkımda
Tüm Yazılar
Köşe Yazıları
Hakemli Dergi Yazıları
Haksoz.net Yazıları
Politik Yazılar
Mizah Yazıları
Kavramlar
Çeviriler
Kitap Tanıtımı
Kitaplar
Konferanslar
Söyleşiler
Duyurular
İletişim
Arama
İstatistikler
Ziyaretçiler: 186904
Anasayfa arrow Konferanslar arrow Kur'an'ı anlamada temel ilkeler (4)
Kur'an'ı anlamada temel ilkeler (4) PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 03 Aralık 2008

D) KURAN-I KERİM'E GÖSTERİLEN YANLIŞ SAYGI ANLAYIŞI

Kuran-ı Kerim'i yücelteceğiz diye onda bütün ilimlerin saklı olduğu iddiasıyla bir yandan onun gönderiliş amacı geri plana itiliyor. Öbür yandan da onu anlayalım denildiğinde onu anlamak için hadis, nüzul sebebi, sarf, nahiv vb., engeller diziliyor. Bu nedenle Kuran-ı Kerim'in konumunu tespit kulluğumuz açısından büyük önem arzediyor.

Kuran'ı yüceltmek adına onun sayısız anlamlara sahip olduğu onun anlamanın mümkün olmadığı, onun akla hitap etmediği gibi iddialarla insanlar Kuran’dan uzak tutuluyor. Anlamak için anlayacağına inanmak gerekir. Kuran, anlamamız için kolaylaştırılmış olmasıyla yüce bir kitaptır. Zaten bir kitabın anlaşılmaması onun kalitesizliğini gösterir. Bununla birlikte bilgili bir insanın rehberliğinde Kuran-ı Kerim okunmazsa yanlış anlama ortaya çıkmaz mı? Evet özellikle insan hedef ve kişisel malzemesinin düzeyini bilmezse böyle olur. Fakat anlamaya çalışmamak okuyucu ve ümmeti için daha büyük bir kayıptır. Doğru anlama faaliyeti sırasında yaptığınız yanlışlar telafi edilebilir ancak anlama çabasında olmaksızın geçirilen zamanın telafisi yoktur. Aksine Kuran, işitme, görme organlarını dinlemek, görmek ve anlamak için kullanmayanlar hayvanlardan daha kötüdür diyor: “Onların kalpleri vardır anlamazlar. Gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır işitmezler. Sığır gibidirler. Hatta daha da sapık. Onlar uyarıları kale almıyorlar. (Araf 7/179).Tamam kafirlerden bahsediyor ama bu kafirlerden şu münafıklardan der ve kendi üzerimize almazsak Kuran'ın birçok ayetini geçmiş olmaz mıyız? Kafirleri uyaran ayetler aynı zamanda bizim de kendimize çeki düzen vermemiz yolunda direktifler değil mi?Maalesef günümüzde Kuran-ı Kerimi yücelteceğiz diye, onu yüksek bir yerde asılı tutuyoruz. Bunu aşanlarımız da onun önüne öyle engeller koyuyorlar ki adeta insan çarpılacağını sanıyor. Bu nedenle Kuran’a saygının boyutlarını belirlemek fevkalade öneme haizdir.Müslim’de bir hadis var. O hadis-i şerife göre Resulullah (sav)'e İbn Ömer’e yolculuk sırasında yanına Kuran’ı almamasını tavsiye ediyor. Gerekçe olarak da düşmanın eline geçmesinden çekindiğini söylüyor. Anlaşılıyor ki sahabe Kuran ile oldukça samimiydi. Devenin üstünde giderken de yüklerinin içinde Kuran-ı Kerimi taşıyorlardı. Kuran'ın yüceliğinin yanında niteliği vurgulanmalıdır. Yoksa Kuran-ı Kerimi yücelteceğiz kaygısıyla kulluk konusundaki rehber ile kullar arasındaki mesafe açılabilir. Osman Bey ile ilgili anlatılanlar doğru ise o bir gün konuk edildiği evde, ki o ev kayınpederi olan bilginin evidir ve ancak o evde bulunan bir Kuran'la, aynı odada yatmaya mecburdur. Biçare duvarda asılı Kuran'ı görünce sabaha kadar uyumamıştır. Niçin, çünkü Kuran'a karşı saygılıdır. Onun bulunduğu odada uyumaktan utanmıştır. Oysa o Kuran'ı açıp okusaydı, bu Kuran'ı gönderenin ondan şöyle bir talepte bulunduğunu görecekti: "Allah'ın vahyini okuyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan gizli açık başkaları için harcayanlar: işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler. Allah, onların hak ettiği karşılığı eksiksiz verir ve onu lütfuyla daha da artırır. Allah, şüphesiz çok bağışlayıcıdır ve şükrün karşılığını anında verendir." (Fatır 35/29-30) Onun bu tür tavrı doğru olsaydı hafızların yanında uyumak iyice gayr-i ahlaki bir tavır olurdu.Meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için oldukça hoşgörülü bir efendiden da nakilde bulunayım. Bir gün kendisini halisane bir arkadaşı ziyarete geliyor. Uyku vakti geldiğinde bakıyor ki odada bir yanda kitaplık, bir yanda kıble bir yanda da saygıdeğer arkadaşı. Maalesef o gün uyuyamıyor. Halbuki arkadaşını kitaplığın yanına alsaydı yine kendisi için koyduğu yasaklardan kurtulup dinlenmek için var olan geceyi değerlendirebilirdi.  III. KURAN-I KERİM'İ DOĞRU ANLAMANIN AMACI NEDİR?Allah rızası için Kuran okunmalıdır. Bu da doğruyu kabullenme konusundaki istikrardır. Yoksa hayat boyu değişmemek tutarlılık değildir. İnsanların bu ahlaka sahip olup olmamaları Kuran ile ölçülebilir. İnsanların Kurani doğrulara zamanla ulaşabilmeleri Kuran'ın bir süreç içinde inmesi ile doğru orantılıdır. İnsanlara hem akide hem de amel noktasında doğruları yakalamaları için zaman tanımalı onların çabalarına destek olmalıyız. "Allah'tan sakınırsanız O size doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği verir."(Enfal 8/29) Kuran'ın bu kelimeleri doğru ve yanlışı ayırma yeteneğinin öngerekliliğinin Allah'a bağlılık olduğunu açıkça gösterir.Kuran okuyucusu Kitap doğrultusunda yeryüzünü ıslah çabası içine girecekse dünyadan haberdar olmalıdır. Müslümanların ilminden faydalandığı, Sadreddin Yüksel'e "efendim biz tesettürün yaygınlaşması için faaliyetlerde bulunuyoruz, bunun reklamını yapabilir miyiz?" şeklinde bir soru soran meşhur bir giyim şirketi evet cevabını almış. Eğer Sadreddin hoca bu şirketin bu işi açığa vurmak anlamına gelen defileler aracılığıyla yaptığını bilseydi böyle bir şeye alet olmazdı. Böyle bir hata belki dini yeni öğrenen birisi için hoş görülebilir ama dini anlatan pozisyonunda birisi için pek mazeret sayılamaz. Doğru anlamaktan amacımız, ahirette kurtulanlardan olmaktır. İslam, insana yaptıklarından sorulacağı inancını vererek, başıboş bırakılmadığı düşüncesini yerleştirir ve başarıyı ölçü almayarak içten çalışmayı yeter şart olarak değerlendirir. Bu bağlamda başarı uğruna haktan sapmaları, Allah rızasına muhalif görüş ve samimiyetten uzak amelleri boş ve riya mahsulü olarak hiçler. Ölümsüz, ahiret hayatı düşünülerek yapılmayan her hareket, İslam'ın meşruluk sınırını aşmış olur. Kurani/İslami hareket de zaten, bir bütün olarak, bireysel ve toplumsal hedeflerin Allah rızasına yönelik olmasını denetlemeyi amaçlayan mücadelenin adıdır. (Kürşat Atalar, "Türkiye'de Kuran'a Yöneliş Hareketi", II. Kuran Sempozyumu, Ankara, 1996, 263)Kuran'ın gündeme getirdiği her şeyi yaşadığımız zaman diliminde karşılığını bulmak durumunda değiliz. Bazı tartışmalar ve konular tarihseldir. Örneğin Kuran mahluk mudur değil midir tartışması artık günümüzde bir şey ifade etmemektedir. Lut toplumundaki sapıklık, Türkiye'deki baskılar, fail-i meçhuller, çeteler ve başörtüsü zulmü göz önünde bulundurulduğunda zayıf kaldığı için o konuyu toplumdaki varlığı ölçüde düşünmemiz gayet normaldir. Zannediyorum bu örnekler niçin Müslümanların siyasi konulara bu kadar ağırlık verdiklerini açıklamaktadır. Ekonomik zulümlere daha az ilgi göstermeleri o sorunlarla ilgilenmeyi sol kesim için münasip görmeleri, biraz da namus telakkisinin daha önde gelmesinden kaynaklanmaktadır. Kuran-ı Kerim akademik gayelerle okunmaz. Akademik çabalar ümmetin ihtiyacına yönelik bir anlama çabası düzeyinde kalmalı ve kimlik olarak kariyer değil Müslümanlık ön plana çıkmalıdır. Ebu Hureyre naklediyor: "(Ahirette bilgi edinen ve öğreten ve Kuran okuyan bir adam getirilecek. Allah ona soracak: "Allah'a şükretmek için ne yaptın?" Adam cevaplayacak: "İlmi Senin rızan için öğrendim, öğrettim ve Kuran'ı okudum." Allah diyecek ki: "Yalan söylüyorsun. Sen ilmi seni alim, Kuran okuru desinler diye okudun." Onun hakkında hüküm verilecek ve yüzüstü sürülerek cehenneme atılacak. (Müslim)Abdullah ibn Mesud'dan nakledildiğine göre o şöyle diyor: "Büyük günah birisi diğerine Allah'tan kork der de diğeri "Sen kendine bak" demesidir. İslamı anlama konusunda ilmi çalışma yapıyor oluşumuz bizleri diğer Müslümanlara karşı müstağnileştirmemelidir. Çünkü doğruları ne ilk keşfeden biziz ne de her zaman bizden önce yaşamış olanlardır.Bir insanı eleştiren onun kötülüğünü istiyorsa ona dokunmaz. Bozuk yolda devam eder dünyada veya ahirette zorlukla karşılaşır. Yanlışlarımızı gösteren insanlara teşekkür etmeliyiz. Zaten eleştiri tahkir gibi değildir.Kuran-ı Kerim'i ilk anlamaya çalışan biz değiliz. 1998 kuşağının oluşturduğu insan zinciri gibi bu görevi üstlenen ve zengin bir mirası oluşturan bir anlama zinciri söz konusu. Onu inkar edemeyiz. Bu nedenle ne Kuran'ı daha önce kimse yaklaşmamış gibi düşünerek ne de öncekilerin yolunu sürdürmek amacıyla okumalıyız. Peygamberimizin (sav) izah ettiği ve uyguladığına zıt olan hiçbir yorum geçerli değildir. Ümmetin büyük çoğunluğunun aynı sonuca vardığı konularda farklı bir sonuca varılmışsa elde edilen sonuç dikkatlice gözden geçirilmelidir. Çünkü aslolan ihtilaf değil ittifak etmektir. İhtilaf edenler hakkında Rabbimiz ahirette hükmünü verecektir.Kuran'ı doğru anlamanın amacı, İslami diriliş hareketinin sarsılması ve saptırılmasına asla izin verilmemesi gereken değişmez kurallara dayandırmak için Kuran'a dayalı bir diriliş hareketini ortaya koymaktır. Çünkü Kuran kültürü hem düşünce planında hem de pratik eylem sahasında yapılacak inkılapçı İslami çalışmaların temelini oluşturur. Zira Kuran-ı Kerim akidevi İslami dirilişte önünden ve ardından herhangi bir şaibenin ulaşamayacağı bir kitabı temsil eder. (Fussilet 41/42) Çünkü Kuran-ı Kerim, sırf dilbilgisindeki sözcüklerin bir araya getirilişi değildir ki sözlükteki sözcüklerin anlamları ile dondurulabilsin. Aksine Kurani kavramlar manevi ve pratik bir atmosferde harekete geçen kavramlardır. Bu nedenle biz, Kuran ayetlerini realitelerin atmosferinden uzak, sırf düşünceye yönelik edebi metinler gibi ele almıyoruz. Zira biz Kuran'ın doğru yola götüren doğru harekete geçiren, bilgi veren, ilham eden, Rabbimize doğru yönlendiren bir hayat rehberi olduğunu kavramış bulunuyoruz. Kuran ayetleri, İslam çağrısı hareketinin atmosferinde indiği sırada bu hareketin zaaf noktalarını ve davanın aşamalarında ve realitenin karşı koyuşlarındaki üstünlüklerini gözetiyordu ki, onun zaaf noktalarını güçlendirecek, kuvvetli yılgınlığın etkilerinden koruyacak, aşamaları hedeflerine doğru yönlendirecek, realitenin karşı koyuşlarını ısrarla göğüsleyecek ana ilkelere, ciddi kaideler ortaya koyarak İslam toplumunun hareketi içinde yeni bir atmosfer yaratabiliyordu. . (Min Vahy'il Kuran, I, 19-20) Nassın sürekli yöneldiği amaç, vakıanın kendisidir, yani bireysel ya da toplumsal yaşamın çok yönlü ilişkiler ağı içinde teşekkül eden, sosyal realitedir. Özellikle bu nedenledir ki, "Kuran'ın inişi ve İslam toplumunun oluşumu tarihi bir ortamda sosyo-kültürel bir gelişim karşısında cereyan etmiş" olup nihai tahlilde amaç insanı salt kişisel ve metafizik olarak değil ama somut ve toplumsal çerçevede ahlaken eğitmektir. (Sadık Kılıç, "Kuran'ın Anlaşılması Üzerine", II. Kuran Sempozyumu, Ankara, 1996, 29) Kuran'ı en güzel okuma biçimi, dış realiteyi, beşeri vakıa ve oluş ufkunu göz önünde bulunduran okuma biçimi olacaktır. Kuran'ı okuyan insanın orada belirlenmiş bir anlamı varsayarak, o anlamın tüketilircesine belirlenebileceğini düşünerek, bu anlama salt filololjik, garamatik ve mantıksal yaklaşımlarla ulaşılabileceğini öngördükçe Kartezyen nesnelcililiğin etik alanına yakalanmış olur. Spinoza'nın söyledikleriyle de bir miktar süreklilik bulunabilecek böylesi bir yaklaşım göre, bir kutsal metnin bize söyleyeceği şeyden de hızla uzaklaşmış oluruz. Çünkü bir kutsal metin veya bir edebi metin anlattığı hikayelerle, içerdiği hukuki hükümleriyle bize filolojik, gramatik veya mantıksal bir anlam çözme işleminde bulunabilecek olanın ötesinde bir şeyler söyler. Ve bu çözümlemelere saplanıp kalındıkça bize söylediği gürültüye gider, unutulur. Onu tekrar hatırlamanın yolu ise, aslında şaşaalı, yöntemsel yaklaşımlar gerektiren bir şey değil, ona kulak vermek, söylemeye çalıştığı şeyi kalp kulağıyla dinlemek oradaki sesi duymaya, anlamı yakalamaya çalışmakla olur. Mistik çağrışımları olan bu yaklaşımın bire bir İslami tecrübelere uyarlanması kuşkusuz mümkün değildir. Ancak İslam'da Kuran'ın bir hukuk ve gündelik hayat kültürünün oluşmasını sağlayan fıkıh etkinliği de, her şeyden önce Kuran'a böylesi bir kulak vermenin bir sonucudur.(Yasin Aktay, "Kuran Yorumlarının Hermenötik Bağlamı", İslami Araştırmalar Derg.,, C. 9, S. 1-2-3-4, Ankara, 1996, 90-91) Kuran üslubunu bu açıdan ele aldığımızda Kuran-ı Kerimi bir mesaj ve davet kitabı olarak anlamamız gerektiğini görüyoruz. Böylece risalet ve davetin atmosferine girmemiz mümkün olur. Ancak bu atmosferi oluşturabildiğimizde ilk Müslümanların ulaştığı büyük hedefe ulaşabiliriz. Bu büyük hedef, bilinçli ve Kurani şahsiyetin oluşmasıdır. Bu şahsiyeti büyük Peygamber (sav), hayatında en doğru biçimde temsil etmiştir. Bu nedenle onun sözleri bir mesaj olduğu gibi hayatı da pratik bir mesaj olmuştur. Bunu hayıtında çağrının yanında örnekli ve önderlik de birbirine paralel olarak gitmiştir: "Andolsun ki Allah'ın elçisinde sizin için, Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için (uyulacak) çok güzel bir örnek vardır."(Ahzab 33/21)Bir kimse Kuran'ın mesajını pratiğe aktarmaksızın Onun ruhunu tam anlamıyla kavrayamaz. Çünkü Kuran, ne kolayca okunacak bir soyut teori ve fikirler kitabıdır ne de ancak üniversite ve manastırlarda incelenebilecek bir dini kitaptır. Kuran'ı anlama çabamız onu sosyal alana hakim kılma amaçlı olmalıdır. Zira Peygamberimiz döneminde müşrikler onu iyi anlıyorlardı. Ancak onlar Kuran'ın onları mahveden muhtevasına karşı çıkıyorlardı. O, insanları bir harekete davet etmek ve bu harekete uyanların etkinliklerini, bu amacı elde edebilmeleri için yönlendirmek üzere gönderilmiş bir kitaptır. Bu nedenle Onun gerçek anlamını kavrayabilmek için kişi hayatın bağrına atılmalıdır. Hz. Muhammed (sav) gibi yumuşak ve sessiz birinin, sessizliğinden çıkıp İslam hareketini başlatmasının ve karşı çıkanlarla savaşmasının nedeni işte budur. Onu her türlü yanlışlığa ve kötülüğe karşı savaş ilan etmeye ve şartlar ne olursa olsun kafirlerle mücadele etmeye teşvik eden Kuran'dı. Daha sonra Kuran her evden temiz mizaçlı kimseleri kendine çekti ve onları, yeni harekete karşı çıkmak üzere kendilerini hazırlayan, eski düzenin savunucularına karşı mücadele etsinler diye bir lider etrafında topladı. Yirmi üç yıl kadar süren doğru ile yanlış, hak ile batıl arasındaki bu uzun ve şiddetli savaş boyunca Kuran, İslami hayat tarzını mükemmel bir şekilde kurmayı başarıncaya dek her an ve her safhada İslami harekete rehberlik etmeye devam etti. (Tefhim, I, 28-29) Kuran-ı Kerim'i daha iyi anlayabilmek için Kuran'da olan olaylarda aktif rol almak gerekiyor. Yani putların bulunduğu ülkeyi terk etmemeli, gerekirse hicret etmeli, Bedir, Uhud, Hendek tecrübelerini yaşamalıyız. Silahları ile Müslümanları tehdit eden Ebu Cehil ile karşılaşmalı, yardakçılarıyla birlikte tuzak kuran, İslami hareketin önüne engeller koyan Ebu Leheb'e iki elin kurusun diyebilmeliyiz. Münafıklarla karşılaşmalı, onların tuzaklarına karşı duyarlı olmalı, terörist İsrail'in komplolarına karşı hazırlıklı olmalıyız. Bu sayede Rabbimizden sakındığımızı gösterebilir, Kuran-ı Kerim'in yol göstericiliğinden faydalanmış oluruz. Kuran atmosferinde yaşamak onu sadece okumak ve ilimlerine muttali olmak demek değildir. Bizim kastettiğimiz ashabın Kuran'la yaşadığı atmosferdir. Bugün insanın düşüncesini anlayışını, hayatını ve kalbini işgal eden cahiliyeye karşı mücadele verildiği atmosferdir.Kuran, tarih konusunda bize bir çatışmalar manzumesi veriyor. Devlet talebimiz yok desek de biz de laikiz desek de bu Kuran ve onu anlama ve yaşama çabası var oldukça insanlar onu pratiğe aktarma çabası içinde oldukça bu söylemler havanda su dövme ile sınırlı kalacaktır. Kuran-ı Kerim mücadelesi verilmemiş toplumsal proje kaynağı değildir. Savaşım verilmeksizin projeleri devreye koymaya çalışmak, hedefleri sürekli geriletir. Müslümanların devlet talebi olmadığı, (Ali Bulaç) ulus ve ulusçuluğun normal olduğu, hatta ineklerin farklı farklı süt verdiklerinden yola çıkarak ulusların, kimisinin diğerinden daha kaliteli olduğunu (Şevket Eygi) ileri sürmek resmi tezleri kabulleniş fikir boyutta bile sağlam duruşun sağlanamadığını göstermektedir. Kuran-ı Kerim kendisini ancak canlarıyla, mallarıyla mücadele edenlere açar.  IV-KURAN-I KERİM'İ DOĞRU ANLAMAK İÇİN NASIL OKUMALIYIZ? Kavramlar ilk dönemlerde saflığını korurken daha sonra Müslümanların var olan kültürleri bu kavramlarda anlam kaymalarına yol açmıştır. Bu bağlamda Kuran-ı Kerim'i konulu okumak kavramlarla anlaşan insanoğlu için kaçınılmaz hale gelmiştir. Analitik okuma tarzıyla Kuranın farklı insani faaliyetlerle ilgili görüşünü kavramak mümkün değildir. Bu tarz tefsirle farklılıkları gidermek kolay olmayabilir. Ancak konulu okuma ile kelami tartışmalara, ayrılıklara yol açan görüşlerde bir azalma olacaktır.  A) ANALİTİK VE KONULU OKUMA BİÇİMİAnalitik metod, ictihada teşvik eden yaratıcı konulu çalışmaya göre niçin gelişmeye engel oldu? Bu sorunun cevabını ancak iki metod arasındaki farklara işaret edebilerek verebiliriz. İlk fark analitik okumada okuyucunun pasif olmasıdır. O, Kuran metninin bir bölümünü dikkate alır. Genellikle onun çabası belli bir kısmını açıklanması ile sınırlıdır. Bunda, metnin rolü konuşmacının rolüne benzemektedir ve okuyucunun pasif görevi dikkatle dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. Okuyucunun işi pak bir zihinle, klasik Arapça'ya olan aşinalıkla dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. Burada Kuran aktif bir rol oynar. Buna karşın konulu anlamaya çalışan yapan okuyucu çalışmasına Kuran metninden değil hayatın gerçeklerinden yola çıkar. O, insan düşüncesinin ve deneyiminin ideolojik, sosyal ya da ekonomik problemlerle ilgili ortaya koyduğu sorular ve çözümleri dikkate alarak tezahür eden problemlerden özel bir konu üzerine odaklaşır. Bunun için Kuran'a yönelir ancak o, pasif değildir. Kendisini Kuran'ın önüne birçok insan düşüncesinden bir problemi yerleştirir. Kuran ile bir diyalog kurar. Okuyucu sorar, Kuran cevaplar.Okuyucu konuya kapasitesi ölçüsünde eğilir. Meraklı ve düşünen bir kafayla, araştırdığı konuyla ilgili Kuran'ın bölümlerinden başlayarak Kuran-ı Kerim'e sorular sorar. Amacı, Kuran'ın araştırılan konuyla ilgili kalkış noktasını o konudaki görüşler ile karşılaştırarak tespit etmek ve metinin ilham ettiği sonuca ulaşmaktır. Konulu okuma biçimi, realiteden şeriata giden bir yoldur.Peygamberimiz döneminde konulu okuma metodunu çok az uygulaması bu dönemde de az yapılmasını gerektirmez. Ayrıca o dönemde kelimeler ve kavramlar hakkında farklı anlamalar söz konusu değildi. Olsa bile Resulullah'ın manevi iklimi müminleri kuşatıyor ve bu farklılıklar gideriliyordu. Aynı atmosfer günümüzde de devam etmediği için Kuran ve İslam kavramlarında çalışmalara ihtiyaç var. Bu ihtiyaç, değişik alanlardaki geniş ve çeşitli kültürel deneyimiyle Batı ve İslam dünyası arasındaki etkileşimin bir sonucu olarak yeni görüş ve düşüncelerin ortaya çıkmasıyla daha da artmıştır. Günümüzde İslam'ın bunlarla ilgili destekleyici ya da olumsuz görüşlerini tespit etmek bir gerekliliktir. Bu görüşler tespit edildiğinde insanın zihni deneyiminin hitap etmeye çalıştığı farklı insani tecrübe alanlarındaki sorunları çözmemizde bize yardımcı olabilir. Analitik okumanın alternatifi konulu okuma değildir. Konulu okuma bir ilerideki aşamadır. Konulu okumalarda Kuran'ı baştan sona ayet ayet yorumlayan analitik tefsir kitapları zengin bir birikimi oluşturmaktadır. Kuran'ın anlaşılmasında birinci esas yine kendisidir. Çünkü birçok ayet bir diğerinin anlaşılmayan ya da özet anlatılan kısmını izah eder. Resulullah (sav), "iman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar" ayetini " şirk en büyük zulümdür" ayetini okuyarak cevap vermiştir. Demek ki bu tarz Kuranı anlamayı Hz. Peygamber de kullanmıştı. Konulu okuma biçiminde Kuran-ı Kerim, ayet ayet okunmaz. Tersine, Kuran-ı Kerim’in ilgilendiği çeşitli doktirinel, toplumsal konular arasından özel birini işlemeye çalışır. Örneğin Kuran’daki tevhid doktirinini, Kuran’daki peygamber kavramını, Kuran’ın ekonomiye yaklaşımını, tarihin işleyişini şekillendiren yasaları Kuran’a göre ele alır. Bu çalışmalar aracılığıyla bu metod, hayatla ve evrenle ilgili çeşitli konular arasından özel bir konuyla ilgili Kuran’ın görüşünü belirlemeye çalışır. Konulu okuma, çeşitli doktrinel ve sosyal problemler arasından birini ele alan ve Kuran’ın ona karşı tavrını belirlemeye çalışan bir yöntemdir.Kuran okuyan kimsenin yüksek oranda kavrayış elde etmesi için üç şeye ihtiyacı vardır. Sakınan bir kalp, sakin ve almaya hazır bir beden ve okumak için uygun bir ortam. O Allah'tan sakınırsa melun şeytan ondan uzak durur. Rabbimiz, bize Kuran okurken melun şeytandan kendisine sığınmamızı istiyor.(16/98) Kuran-ı Kerim'i okuma süresi de anlamada oldukça önemlidir: Abdullah b. Ömer (ra) Allah resulünün şöyle dediğini rivayet eder: "Yüce Kuran'ın sürekli okuyucusu olman için uygun olanı söyleyeyim mi? Evet dedim: "Neden olmasın ya Resulullah! Her zaman dindarlığı ve fazileti arzuluyorum." Peygamberimiz şöyle dedi: "En güzel oruç Davut peygamberinkidir. O en büyük kuldu. Sana Tüm Kuran'ı bir ayda okumanı tavsiye ediyorum." "Fakat daha fazlasına gücüm yeter" dedim. "O zaman on günde bitir." Dedi. "Daha fazlasını yapabilirim" dedim. Sonra "Kuran okumayı yedi günde bitir" dedi. Daha az bir sürede bitirme" dedi. (Buhari) Demek ki Kuran-ı Kerimi doğru anlamaksa amacımız bunun için gerekli süreyi ayırmalıyız.Yine Kuran dini Allah'a has kılarak (halisine fi'd-din) okunmalıdır. İnsanın kınamasından korkan kişi, Kuran'ı gereği gibi anlayamaz. Anlasa da yaşayamaz. Yaşama aksetmeyen bir inanç ise yok hükmündedir. Müminler, korkacaklarsa, korkulmaya layık olan Allah'tan korkmalıdırlar. Kuran'ın emirlerini yerine getirme hususunda, onlara hiçbir şey engel olmamalıdır. Peygamberlerin yolu budur. Müminler de böyle yapmalıdırlar. (Kürşat Atalar, "Türkiye'de Kuran'a Yöneliş Hareketi", II. Kuran Sempozyumu, Ankara, 1996, 271)Devamı var


  İlk yorumu yazmak istermisiniz
RSS Yorumları

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
E-Posta
Başlık:
Yorum:



Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.1

 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 Murat KAYACAN
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.