|
B) KURAN-I KERİM'İ DOĞRU ANLAMAK İÇİN FARKLI YÖNTEMLER DENENMELİDİR Yukarıda konulu Kuran-ı Kerim okumayı tavsiye ettim. Ancak Kuran'ın tek tarz okunmasının faydaların tümünü elde etmeyeceği kanaatindeyim. Bu nedenle, Kuran, farklı yöntemler kullanılarak okunmalıdır diyorum. Kuran, farklı yöntemlerin testine dayanıklı bir kitaptır ve bugüne kadar da her türlü testten başarıyla geçmiş bir kelamdır. Bu bağlamda, bir ayeti tek anlamla sınırlandırma anlayışı, hatalıdır.
Bu son tahlilde, Kuran'ın evrenselliğine ters düşen bir anlayıştır. Dahası Kuran'ı tefsircinin yorumuna hapsetme sonucun doğurur. Kuran'ı, "10 ayet ezberleyip, sonra diğer 10 ayete geçme" yöntemiyle okumak da her zaman yarayışlı olmayabilir. Zira Kuran, kendi kendini tefsir eden bir kitaptır. Kuran'da aynı konuyla ilgili ayetlerin tamamı, bütüncül bir yaklaşımla tefsir edilmeli ve ancak bundan sonra bir hükme varılmalıdır. Ayetlerin siyakını sadece sure içindeki pasajları dikkate alarak açıklamak da her zaman tutarlı sonuçlar vermez. Sureler, kendi başlarına birer anlam dünyası oluştururlar. Bu yüzden surelerin bütünlüğü göz önünde tutularak tefsir yapılması da bir başka yöntem olarak tercih edilmelidir. (Kürşat Atalar, "Türkiye'de Kuran'a Yöneliş Hareketi", II. Kuran Sempozyumu, Ankara, 1996, 270) Seyyid Kutub her surenin bir konu bütünlüğü olduğundan hareketle surelerin muhtevasındaki merkezi noktayı vurgulamaya çalışır. ÖNERİLERKuranı Türkçeye tercüme ederken onun orijinal ibaresi iyice kavranılıp Türkçeye aktarılmalıdır. Bence mümkün olduğunca motamot tercüme yapılmalı, çevirmenin anlam tercihi mealin altında tercih olarak verilmelidir. Örneğin rahmetli Elmalalı'lı Hz. Nuh'un gemisinin buharlı gemi olabileceğini söylüyor. "Fare et-tennur" (Hud 11/40)(tandır kaynadı) ifadesinden bunun etrafı suyun kaplaması ile ilgili olamayacağını söylüyor. (Elmalı'lı, Hak Dini Kuran Dili, 10 cilt, İst., 1979, IV, 2780-2784) Hakkı yalanlayanların akıbetinin anlatıldığı bir ortamda birden bilimsel keşiflere geçilmesinin ne faydası olabilir? Ancak olayın dehşetinin anlatıldığı bir ortamda buharlı gemiden ya da ekmek fırınından bahsetmesinin ne anlamı olabilir? Kendisi gayet ahlaklı davranarak bu anlamı mealinde değil tefsirinde veriyor. Bu tür bir mealin anlam çevirilerine göre daha faydalı olacağına inanıyorum. Kuran-ı Kerimi anlamaya çalışırken çok araştırırsak sapıtırız diye cahilliği meşrulaştırmamalıyız. İnsan derine dalınca sapıtmaz. Televizyonlarda radyolarda konuşan insanlar derinlemesine çaba gösterdikleri için davet edilirler. Yüzeysel bilgilerle insan nasıl doğru yolda olur? Nerede durduğunu tanımlamaktan aciz olan bir insan nasıl başkalarını çok araştırdı diye sapıtmakla suçlar? Dünyada okuyup araştırmadıkları düşünmedikleri için sapkın yolda olanlarla araştırdığı halde sapıtanlar daha azdır. İslam'da din adamı sınıfı yoktur ama dini diğer insanlardan daha iyi bilen ve anlayanlar her zaman olacaktır. Yanlış olan onlara itibar etmek değil her görüşü doğru kabul etme eğilimidir. Sorgulayıcı bakış açısı hem öğrenen hem de öğreten için daha iyidir. Aksi takdirde toplumsal bozulma hızlanır. İnsanlar tüm örf ve adetlerinde bir hikmet aramaya yönelir. Diğer toplumlardan kendisini üstün görür. İnsan Kuran-ı Kerimi okurken amacını ve birikimini tam olarak belirlerse, Kuran'ı anlaması çok kolay olur: "Şüphesiz Kuran'ı senin dilinle kolaylaştırdık. Olur ki akıllarını başlarına alırlar" (Dukhan 44/ 58). "Yemin olsun biz bu Kuran'da her türlü misali getirdik. Olur ki düşünürler." (Zümer 39/27). "Şüphesiz bunda aklı olan yahut huzurlu bir kalple nasihat dinleyen kimse için bir ibret vardır." (Kaf 50/37). Bu ayetlerde geçen tezekkür kelimesi daha alt bir anlama düzeyi değildir. Kuran-ı Kerim'in temel amacıdır. Hayatımız boyunca tezekkür aracılığıyla nuru, dosdoğru yolu ve iyiliği elde etmeye çalışacağız. Bu süreç ile kişisel olarak sınırsız sayıda değerli olan unsurları toplamaya devam etmeliyiz.Göz önünde bulundurulması gereken bir nokta daha vardır: Eğer bir kimse, Kuran'ın içeriği hakkında şöyle böyle bir fikre sahip olmak istiyorsa, o zaman bir kez okuması yeterlidir. Kuran'ı iyice incelemek isteyen kimseler, her şeyden önce, Onun ortaya koyduğu hayat tarzını anlayabilmek için tüm Kuran'ı en az iki kez okumalıdırlar Fakat eğer kişi, Onu derinlemesine anlamak istiyorsa, birçok kez ve her seferinde başka bir bakış açısıyla okumalıdır. Böyle bir kimse Kuran'ı okurken Onun temel ilkelerini ve bu ilkeler üzerinde kurmak istediği hayat tarzını da kavramaya çalışmalıdır. Bu ön çalışma sırasında zihninde bazı sorular belirirse bunları not etmeli ve okumaya devam etmelidir. Çünkü bunlara Kuran'ın diğer bölümlerinde cevap bulması mümkündür. Eğer bu sorulara cevap bulursa bunları da sorularla birlikte not etmelidir. Fakat eğer ilk okuyuşta zihninde beliren sorulara cevap bulamazsa, sabırla ikinci kez okumalıdır. (Tefhim, I, 28) Kuran-ı Kerim okumanın amacı dil incelemesi değildir. Dil incelemesi uzmanların işidir. Herkes Kuran-ı Kerimi inceleme daha iyi anlama ve yaşama çabası içinde olmalıdır. Arapça'nın inceliklerini bilmiyorum o zaman Kuran okumayayım diye düşünmek yanlıştır. Bir şeyin tamamını elde edemiyorsak elde ettiğimiz kadarından vazgeçmemeliyiz. Bu anlamda Türkiye'de İslami Hareket mi varmış söylemlerini de yanlış bulduğumu ifade edeyim. İslami Harekette, Kuran'ı doğru anlama çabası da gökten zembille inmez. İslami Hareket Hakkın ve Tevhidin canlı şahitleri olarak, Kuran'ı doğru anlama çabaları da Kuran'ı okuyarak ve anlamaya çalışarak gerçekleşir. Kuran'da dilin incelikleri bilinmeden ve Arap kültürü bilinmeden anlaşılamayacak birkaç ayetten hareketle Kuran'ın bilinmesini Arap kültürünün bilinmemesine bağlı görmek hatıldır. Zira bu tür ayetlerin sayısı son derece azdır. bunların yanlış ve eksik anlaşılması bile, mevcut çalışmalardaki durumu kast ederek söylüyorum, Kuran'ın genel mesajını anlamaya etki edecek düzeyde olamaz. Örnek verirsek, Kuran'da ahiret tablolarından birisi olarak Ebu Leheb'in hanımı ile ilgili hammalet'el hatab tabiri kullanılıyor. Bazı müfessirlere göre bu tabir dedikoducu anlamına geliyor. Şimdi bunu bilmesek ve onu odun hamalı olarak anlamış olsak ne sorun çıkar? Kaldı ki kadının daha ziyade peygamberimizin yoluna çalı çırpı, diken serpiştirdiğini biliyoruz. Dedikoducu karakteri varsa da, bize bu yönünün baskın olduğu haberi gelmiyor. Şimdi kulluk bilinicinde bizi ilgilendiren kulluk sorumluluğumuzu bu konu ne kadar ilgilendirmektedir? Nüzul sebebi Kuran'ı anlamaya yardımcı olur. Ancak olmazsa Kuran'ı anlamak genel olarak imkansızdır demek doğru değildir. Çünkü Kuran'ın nüzul sebeplerini zikretmediği gibi nüzul bilgisi hadis de değildir. Sahabenin belirttiği kanaatlerdir. Onların görüşlerinin de bir değere sahip olmaları ile birlikte onların da ayetleri yanlış anlamaları ya da ayetin nüzul sebebini yanlış anlamaları muhtemeldir. Ayrıca nüzul sebebini fazlasıyla vurgulamak Kuran'ın tarihselliğini gündeme getirir. Mevdudi, Kuran'ı anlamanın birinci şartı, Onu açık ve tarafsız kafa ile okumaktır diyor. Kuran'ın vahiy olduğuna inansın ya da inanmasın, bir kimse mümkün olduğu kadar, Onun lehinde veya aleyhinde sahip olduğu önyargıların tümünden zihnini temizlemeli, önceden edindiği tüm fikirleri yok etmeli ve bundan sonra sadece anlamak amacıyla Ona yaklaşmalıdır. Kendi önyargıları ile Kuran'a yaklaşan kimseler, satırlar arasında kendi düşüncelerini okurlar ve bu nedenle Kuran'ın iletmek istediği mesajı kavrayamazlar. Bu tür bir incelemenin diğer kitaplar için de verimsiz olacağı açıktır fakat Kuran söz konusu olduğunda daha da verimsiz hale gelir. (Tefhim, I, 27-28) Bu mümkün olmayan bir beklentidir. Bunun yerine ahlaklı okumayı teklif edebiliriz. Biz ahirete gideceğiz ve Rabbimize hesap vereceğiz. Bu bilinçle Kuran-ı Kerimi anlama ve yaşama çabası içinde olursak farklı anlama ve zulme, baskılara karşı farklı tavırlar gösterme durumundan kurtulabiliriz. İçinde yaşadığımız dönemde görüyoruz ki ne geleneğe yaslanmak, ne de modern söylemleri benimsemek sahih İslami değerleri hakim kılmakta tek başına çözüm değildir. Her ikisinde de İslam'ın kullanabileceği unsurlar olduğu gibi, reddedeceği unsurlar da vardır. Bu şekilde Kuran hakkında genel bir kanıya vardıktan sonra ayrıntılı bir incelemeye başlanıp öğretilerinin farklı yönleri hakkında notlar alınabilir. Örneğin, Onun hangi hayat şeklini tasvip edip, hangisini kötülediği not edilebilir. İyi ve kötü insanın özellikleri yan yana sıralanmalıdır ki, iki tür davranış kalıbı da aynı anda insanın gözünde canlanabilsin. Aynı şekilde, insanı kurtuluş ve başarıya götüren şeylerle, başarısızlık ve hezimete götüren şeyler yan yana sıralanmalıdır. Buna benzer bir şekilde Kuran'ın iman, ahlak, ibadetler, yükümlülükler, medeniyet, kültür, ekonomi, siyaset, hukuk, sosyal sistem, savaş, barış ve diğer insani konularla ilgili öğretileri ayrı başlıklar altında toplanmalıdır. Bu notlar öğretilerin her yönünü ele alacak bir şekilde bütünleştirmeli, sonra da tam bir hayat tarzı oluşturacak şekilde bir araya getirilmelidir. (Tefhim, I, 28)Bir kimse, herhangi bir problemin Kuran'dan nasıl çözümlendiğini öğrenmek istiyorsa, ilk önce klasik olsun, modern olsun, bu meseleyle ilgili tüm literatürü incelemeli ve temel konuları not etmelidir. Bu meseleyle ilgili o zamana dek yapılmış araştırmalardan da yararlanmalıdır. Daha sonra bu kitap ve araştırmalarda ele alınan konulara cevap bulmak amacıyla Kuran'ı incelemelidir. (Tefhim, I, 28)Ayrı kategorilerde önce Hicri I, II, III asırdaki fıkhi mezheplerin oluşum sürecini, tarihi, coğrafi, siyasi, sosyal kültürel, ekonomik ve ahlaki boyutları da ihmal edilmeden öğrenmeye çalışmak. III asırdan sonraki gelişmeleri, Müslümanların tarihi olması bakımından ana hatlarıyla öğrenmeyi de bu maddenin içinde mütalâa edebiliriz. Bunu kaçınılmaz bir şart olarak sunmadığımı ancak faydalı olacağını düşündüğümü ifade etmek istiyorum.Üstünlük veya alçaklık kompleksine kapılmaksızın Hz. Peygamber'in vefatından günümüze İslam dünyasındaki önemli kilometre taşı olabilecek olayları, şahısları, siyasi, sosyal değişmeleri, Kuran'ı anlama ve yorumlamayla ilgili gelişmeleri uzmanların araştırmaları ışığında öğrenmeye çalışmalıyız. Kuran'ın tarihe müdahalesine yeniden yön veren, sebep olan, kaynaklık eden günümüz dünyasının realitesini bilmek. Biz toplumu ve kendimizi değiştirmek istiyorsak bizi kuşatan modern veya geleneksel kuşatmaları, siyasi baskıları ciddi bir şekilde takip etmeliyiz. Bir arkadaşım anlatıyordu. Bir ilahiyat öğrencisi o zaman öğretmenlik hakları ellerinden alınmıştı tayinini Konya'ya aldırmanın hesaplarını yapıyormuş. Felsefe, bilim ve sanat alanındaki insanlığın arayışlarından, insani bilgi birikiminden olabildiğince yararlanmak da son derece faydalı olur. (Halis Albayrak, "Kuran'ın ne olduğunu anlamak", I. Kuran Haftası Sempozyumu, Ankara, 1995, 171-172) İslami Hareketin seyrini Kurani bağlamda tespit edebilmek için nüzul sırasına göre Kuran-ı Kerim okunursa iniş dönemi ve merhaleleri daha açık bir biçimde izlemek mümkün olabilir. Aynı şekilde nebevi tavırdaki sürecin izlenmesi sağlanmış olmakta, öyle ya da böyle okuyucu Kuran'ın indiği ortama, onun karşılaştığı şartlar, ilişkiler boyutlar ve kavramların atmosferine girmekte, kendisi için tenzilin hikmeti berraklaşmaktadır.(Tefsir'ül Hadis, I, XI) Böylece Kuran-ı Kerim'in mücadele yöntemi ortaya konabilir ve hareketin safhaları tespit edilebilir. Ancak bunun sıra takip etmediği yani Mekke'de zamansal olarak Resulullah (sav) ile müminlerin karşılaştıkları her problemi bizim de beklememiz gereksizdir. Bu, tür bir okuma mutlak bir seyri değil o dönemki hareketin gelişim safhalarını bize verir. Günümüzdeki insanların sapkınlıklarını, yanlış itikat ve amellere sahip Müslümanlara biraz daha hoşgörülü davranmayı öğrenebiliriz. Bir kimse sadece Onun kelimelerini okuyarak Kuran'daki doğruları kavrayamaz. Bunları kavrayabilmek için kişinin iman ile küfür, İslami olan ile olmayan, ve hak ile batıl arasındaki çatışmada etkin bir rol alması gerekir. Bir kimse, ancak, o hidayet üzere hareket ettiğinde onu anlayabilir. Ancak bu şekilde, Kuran-ı Kerim'in vahyedildiği dönemde olanları anlayıp tecrübe edebilir. Böyle bir kimse o dönemde, Mekke'de, Taif'te, Habeşistan'da karşılaştığı şartların benzeriyle karşılaşıp, Bedir'de Uhud'da, Huneyn'de Tebük'te yaşanana benzer bir ateş çemberinden geçecektir. Ebu Cehillerle, Ebu Leheblerle, iki yüzlülerle, Yahudilerle, kısacası Kuran'da bahsedilen her türlü insanla karşılaşacaktır. Bu mükemmel bir tecrübedir ve bu tecrübe etmeye değer bir husustur. Bu deneyimlerin herhangi bir safhasından geçerken kişi, şu şu safhalarda nazil olduğu ve hareketi yönlendirmek üzere, şu şu talimatları verdiği kendiliğinden belli olan bazı ayet ve surelere rastlayacaktır. Bu şekilde kişi, kelimenin sözlük anlamlarını tam kavrayamazsa, gramer ve belâgatın inceliklerini tam çözümleyemese bile, Kuran sahip olduğu ruhu kendiliğinden ortaya koyar. Aynı formül, Onun emirlerine, ahlaki öğretilerine, ekonomi ve kültürle ilgili talimatlarına ve insan hayatını çeşitli yönleri ile ilgili kanunlarına da uygulanabilir. Bunlar pratiğe aktarılmadıkça anlaşılmazlar. O halde, Onu pratik hayattan uzaklaştıran kişiler ve toplumlar, sadece dudaklarıyla okuyarak Onun anlamını kavrayıp ruhunu idrak edemezler. (Tefhim, I, 29) Bunu sağlamak için eskiden insanların at, deve sırtında yüzlerce kilometre seyahat edip dinlerini sosyal hayata hakim kılma çabasında bulunduklarını hatırlayalım. Biz de üç dört kişilik toplantılarda kendimizi alim sanmayı bırakalım. Bu dini bizden daha iyi anlayabilenlerin gerçeğinden hareketle diğer Müslümanlarla birlikte vardığımız gerçekleri değerlendirelim. İslam'a karşı tek cephe olan kafirlere karşı biz de işbirliği yapalım. Bunu da Rabbimizin tavsiye ettiği gibi Allah'ın ipine sımsıkı sarılarak yapalım. Kuran'ı yüceltme çabasıyla onun kavrayamayacağımız miktarda anlam yüklü olduğu, her harfine bir üniversite açılabileceğini düşünmek farkında olmadan onu işlevsiz hale getirir. Unutulmamalıdır ki, Kuran anlaşılmaz bir kitap değildir. "Biz Kuran'ı öğüt alsınlar diye kolaylaştırdık, öğüt alan yok mu?" buyrulduğu üzere anlamını en kolay ve açık bir surette anlatan ve tekellüfsüz apaçık bir kitaptır. Türkçe'de de bir insana namazlı niyazlı dendiğinde onun nasıl bir insan olduğunu herkes aynı ölçüde anlamaz. Birisi edepli olduğunu, birisi onun siyasal İslam'dan uzak durduğunu, birisi onun suya sabuna dokunmadığını çıkarabilir. Bu çıkarsamalar kişinin eğilimine ve birikimine göre değişebilir. Ancak herkesin bu ifadeden anlayacağı şey o şahsın namaz kıldığıdır. Günlük hayatta da hitap edenin, ya da okuduğumuz bir kitapta yazarın ne kastettiğini tam olarak anlayamıyoruz. Şu anda da ben anlatıyorum, siz dinliyorsunuz. Birazdan belki de bana sorular yönelteceksiniz. Ben sorulara bakıp sizin ne kastettiğimi anlayıp anlamadığınıza bakacağım. Demek ki bir konuşan ve dinleyen varsa ya da bir kitap ve onu okuyan varsa, ifade edileni anlama noktasında bir riske giriyoruz demektir. Ancak kaplumbağa kafasını çıkarıp kendisini tehlikeye atmasa bir adım bile ilerleyemez. Biz insanız kendimizi geliştirmek kulluk etmek istiyorsak gerek anlama gerekse anladıklarımızı yaşama konusunda riske atılmalıyız. Zira biz yeryüzünün halifeleriyiz, bunu kimseye de kaptırmak istemiyoruz. Mücahid, Allah’a ve ahiret gününe inanan birisi Arap dili edebiyatını bilmiyorsa Kuran’dan bahsetmesin diyor. (Mevlana Muhammed Zekeriya Kandehlevi, internet) Bu ifade belki Kuran-ı Kerimi anlama değil de anlatma pozisyonunda olan birisi için doğru olabilir. Yoksa tüm Müslümanlardan bu derece bir Arapça'ya sahip olmalarını beklememeliyiz. Bir problemde Kuran-ı Kerim ilimlerini bilmiyorum, Arapça'm yok, okursam yanlış anlarım, sapıtırım diyenler ne kadar da doğru yolda olduğunu sanıyorlar, nasıl bunu tespit ediyorlar. Hangi yolda olduğunu bile sağlam temellere dayandıramayan nerede durmaktadır ki sapıtsın? Doğru anlama çabamızdan azami fayda elde etmek istiyorsak tüm benliğimizi kalbimizi ve aklımızı yaptığımız çalışmaya vermeliyiz. Kuran sadece bir entellektüel çözümleme kitabı değildir. Sadece bir mutluluk tecrübesi de değildir. Bölünmüş bir kişilikle Kuran'a yaklaşmamalıyız. Ne zekamızı ne de duygularımızı çalışma sırasında geri plana itmeliyiz. Bunu başaramıyorsak Kuran'ı doğru anlama hedefimiz gerçekleşmez demiyorum. Ancak elde ettiğimiz verim bunlar sağlanamadığında daha düşük olur.Kuran-ı Kerim'i soru sorarak okumalıyız. Soru sormayan ve nasıl soru soramayacağını bilmeyen kolay kolay bir şey de öğrenemez. Kendisini geliştiremez. Kuran'a sorular yöneltip öğrenmeye çalışmaktan çekinmemeliyiz. Anlama ve bilgi için soru sormak esastır. Her zaman ihtiyacımız kadar soru sormalıyız. Örneğin, bu ayet tam olarak ne anlama geliyor? Başka hangi anlamlar elde edilebilir? Biliniyorsa vahyin tarihi zemini, vakıası nedir? Her kelimenin, deyimin ya da cümlenin bağlamı, iç düzen ya da konu bütünlüğü nasıl ortaya konabilir? Ne deniyor? Nasıl deniyor? Nasıl bir anlam söz konusudur? Ana konular nelerdir? Merkezi konu nedir? Bana nasıl bir mesaj veriliyor şu an? Sorularımızı not etmeli ve cevaplarını çalışmamızı ve okumamızı sürdürürken bulmaya çalışmalıyız. Soru sormaktan korkmamalıyız. Cevaplarını hemen, tek başımıza hatta yeterli yardım almamıza rağmen bulamayabiliriz. Bu sorun değil. Hangi soruya karşılık bulduksa o bizim için kardır. Bu çabayı güderken belli kurallara da riayet etmeliyiz. İlk olarak, insanı aşan müteşabihata ait konularda(Al-i İmran 3/7) kılı kırk yaran sorular sormamalıyız. İkinci olarak, gerekli bilgi ve mantık üzerine kurulmamış sorulara cevap vermeye çalışmamalıyız. Malatya'da bir öğrencim kendince beni zor durumda bırakmak için "Hocam Allah bizi yaratmadan önce ne yapıyordu?" diye bir soru sordu. Dedim ki: "Ben bu soruya cevap vermem. İki türlü soru vardır. Birisi öğrenmek için sorulur. İkincisi artistlik olsun diye sorulur. İkinci tür sorulara ben kapalıyım." Bir de Said Çekmegil'e garip soruları olan bir doktor getirmişler. Sorularına ancak Said Çekmegil cevap verebilir diye düşünmüşler. Adam demiş ki -İslam iyi hoş da şu miras konusunda kadınlara erkeğin yarısı kadar pay verilmesi kafama yatmıyor.-Sen Müslüman mısın?-Müslümanım ama bu konu hiç mantıklı değil.-O zaman sen kafirsin.-Diyelim ki kafirim yine anlat.-O bizim sorunumuz seni ilgilendirmez ki. Her iki örnekte de soru soranların soruları öğrenmek için değil muhatabı zor durumda bırakmak için sordukları görülüyor. Bu nedenle bu sorular doğru yolu bulmaya yönelik olmadığından cevaplarını aramaya da gerek yoktur. Rabbimiz inananların açıklandığında zorluğa neden olabilecek ve istenmeyen meraklı sorulara karşı inananları uyarmaktadır. (Maide 5/101) Kuran-ı Kerim bize gereksiz soruları da öğretir. Mesela Kuran-ı Kerime "ateistlere karşı ne yapacağız?" sorusuyla gidildiğinde bu soru cevapsız kalacaktır. Zira Kuran'da kafirler de müşrikler de ateist değillerdir. Günümüzde de sanıldığının aksine ateistler kaale alınmayacak kadar azdırlar. Onlara kelebeklerin, kuşların uçuşunu kedilerin zikrini anlatmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Ateist olanların kendilerini ikna etmek için güncel tabirle kendilerini ikna odalarında yaşattıklarını düşünüyorum. 80'li yılların sonlarında İstanbul'da oturduğum mahallede bir tanıdığımın solcu akrabası vardı. Ve Allah ile ilişkisinin zihin özürlü kız kardeşinin iyileşmesini istemekle sınırlı olduğunu söylüyordu. Futbolla ilgilenenler daha iyi bilirler. Ateist bir kaleci bile penaltılar sırasında Allah'a dua edermiş. İnsan kabiliyetlerini ve birikimini tespit etmelidir. Kuran anlayışını, Arapça bilgisini, hadis-i şeriflere ve siyere aşinalığını ölçmelidir. İstanbul'da Tasavvuf üzerine araştırmalarıyla bilinen Ferit Aydın adında bir yazar anlatıyordu. Libya'da Türkiye'den öğrencilerle hafızlık yarışmasına katılmış. Türkiye'den giden öğrencileri tanıtırken "Bu öğrenciler Arapça bilmemelerine rağmen Kuran'ı ezberlemişlerdir." Şeklinde bir övgüde bulunmaları üzerine Kaddafi "Türkler Arapça olan Kuran'ı anlamadan da okusalar yine de iyidir" diyerek Türkiye'den gelen hafızları alaya almış. Kelime Çözümlemesi İle İlgili Öneriler1.Önce o kelimenin ve türevlerini geçtiği bütün ayetleri sıralamak.2.Daha sonra, esas kelimenin kitapta isim mi, sıfat mı, yoksa fiil olarak mı geçtiğini tespit etmek. 3.İsim, sıfat ve fiil hallerindeki kullanımlarını sınıflandırmak. 4.Kelime isim halinde geçiyorsa ona hangi fiillerin ve sıfatların uygulanabilir olduğunu tespit edip, buna göre anlamlılık çerçevesini çıkartmak.5.Kelime fiil halinde geçiyorsa, onun hangi özneye bağlı olarak ve hangi şahıs zamirlerinde geçtiğini iyice anlamaya çalışıp, belirlemek. (sahhara fiili örneğin güneş, ay, yıldızlar ve nehirler gibi tabiatın unsurlarıyla ilgili kullanılıyor.)6.Ayetlerde o kelimeye bağlı olarak geçen ve aynı çerçevelerde görünen diğer anahtar kelimeleri tespit etmek. Burada "anahtar kelime" den kastımız, o ayetin manasını büyük ölçüde etkileyen kelimedir. Anahtar kelimeler içinde daha önemli olanlar, esas kelimenin geçtiği ayetlerde onunla birlikte sık sık geçen kelimelerdir. (Musahharat kelimesi Kuran-ı Kerim'de üç defa geçiyor. İkisi emr kelimesine bağlı olarak zikredildiğinden emr sözcüğü bu kelimeyi anlamada anahtar kelimedir.)7.Bundan sonra Kitapta esas kelimeye yakın anlamlı olarak görünen kelimeleri tespit etmek. Çünkü anlam karıştırmak en çok yakın anlamlı kelimeler arasında yapılmaktadır. Örnek olarak ceale, besse, ve kada kelimeleri ile halaka kelimesinin birbirine karıştırılması ve bunları eş anlamlı gibi çevrilmesini gösterebiliriz. 8.Sonra esas kelimeye zıt anlamlı olarak geçen kelimeleri de tespit etmek. Mesela, ilm kelimesinin gramerini araştırıyorsanız bunun karşıtı durumunda görünen la-ilm, zulm,, küfr, cehil kelimelerinin gramerlerini de göz önünde bulundurmalıyız. Bir dilde bir kelimenin tam olarak ne anlama geldiği ancak o kelimeye yakın anlamlı kelimelerle esas kelimenin kullanım farklılıklarını ve gene esas kelimeyle zıt anlamlı kelimelerin kullanım farklılıklarının iyice anlaşılması ile mümkündür. Mesela halaka (yaratma) kelimesini iyi anlamak için buna yakın görünen "yapmak" (ceale), "kurmak" (bena), "başlamak" (bedea), "bitirmek" (nebete), "şekil vermek" (besse), kelimeleriyle, bunun zıddı olan "yok etmek" (heleke) ve buna yakın anlamdaki kelimelerin anlaşılmasıyla mümkündür. Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da Kitapta geçen kelimelerden bazılarının (din ve millet gibi) bugün de kullanılıyor olmasıdır. Bunların gündelik lisandaki kullanımları ile Kitaptaki gramerleri arasındaki farklılıklar ancak Kitap üzerine dikkatli bir gramer çalışmasıyla ortaya çıkarılabilir. Yapılacak böyle bir çalışmanın başlangıcında, bu kelimelerin gündelik lisandaki kullanımlarının tamamen bir kenara bırakılması gerekiyor. *Bu konferans, Konya Ramazan Kültür Etkinlikleri Çerçevesinde Fuar Kültür Merkezinde 1999 yılında gerçekleştirilmiştir. Devamı varMurat KAYACAN - 1999
|
- Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
|
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.1 |