Murat KAYACAN

 

Duyurular
Ana Menü
Anasayfa
Hakkımda
Tüm Yazılar
Köşe Yazıları
Hakemli Dergi Yazıları
Haksoz.net Yazıları
Politik Yazılar
Mizah Yazıları
Kavramlar
Çeviriler
Kitap Tanıtımı
Kitaplar
Konferanslar
Söyleşiler
Duyurular
İletişim
Arama
İstatistikler
Ziyaretçiler: 480746
Anasayfa arrow Politik Yazılar arrow Mermeryan İslâm algısı
Mermeryan İslâm algısı PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Aralık 2008

Sait Mermer’in fıkralarıyla ilgili yazı yazmayı düşünmüyordum ne var ki hakkı tavsiye etmek gibi bir sorumluluğum olduğunu düşündüğümden yazmaya karar verdim.

Mermer’e göre Âdem Orta’dır (kadın da Orta’dan çıkmış) ve cennetin Ortadoğu’sunda doğmuştur. Adem’in Orta olarak isimlendirildiğine dair bir kaynak bilmiyorum. Dünyanın bir cennet olduğu ve bu cennetin Ortadoğu’su olduğu fikri de dindar bir söyleme benzemiyor. Çünkü Ortadoğu kavramı Avrupa merkezli bir düşünüşün ürünüdür ve İngilizler 19. yy. da bu kullanmaya başlamışlardır. Yani bu mefhum Batılı’dır. Dolayısıyla en azından Mermeryan bir yaklaşım, bu kavramlaştırmayı şeytani ve kadınsı bir tanımlama olarak görmeyi gerektirir.

 

Mermer’de bir kadın düşmanlığı da kendini hissettirmektedir. Çünkü kadın ile şeytan aynı mekânı imler. Batı olan kadın batıya yönelmiş ve Batı olan şeytanı görememiş ve onun tuzağına düşmüştür. Yani ilk günah kadın tarafından işlenmiştir (Kur’an öyle demiyor bkz. Bakara, 2: 36). Karşımızda Havva değil dünyaya tüm kötülüklerin yayılmasına neden olan Pandora var sanki. Yine Mermer’den öğreniyoruz ki, ruhu Doğu, nefsi Batı (ruh ve nefs arasındaki fark ne ise) olan Adem hem dünyada doğmakta hem de Batı olan Havva’nın onu kendine çekmesiyle bir batı lezzeti (bu da şeytan mıdır Havva mıdır net değil) tatmakta ve Adem dünyalı olmaktadır. Dünyada doğup tekrar dünyalı olmak, dünyada doğup tekrar dünyaya inmek!

 

Yine yazarımızdan öğreniyoruz ki: “Her peygamber, mazharı olduğu Hakk’a ait bir ismin çerçevesinde orayı (Ortadoğu’yu) nakışladı. Hz. İbrahim tevhid nefesini üfledi, Hz. İsa ruh verdi Ortadoğu’ya; Hz. Musa tabi olunması gereken şeriatı vazetti.” Yani tevhid (Sanki sadece Hz. İbrahim, tevhidi anlattı!), ruh ve şeriat Hakka ait isim çerçeveleri. Kastedilen isimler Esmau’l-Hüsna ise ben bu isimlerin böyle çerçeveleri olduğunu ilk kez duyuyorum.

 

Mermer’e göre Ortadoğu’nun namusunun kadim bekçisi Anadolu halkıdır. İyi de Ortadoğu’ya göre daha Batı’da olan Anadolu, erkekliğini nispeten kaybetmiş ve aynı zamanda şeytana iyice meyletmiş olmaz mı? Evet ise, Anadolu, kendisine göre daha erkek ve şeytandan uzak olan Ortadoğu’nun kadim bekçisi nasıl olur? Hele hele AB’ye ortak olma eğilimini en üst perdeden dillendiren AK Parti’ye, neredeyse iki kişiden birinin oy verdiği Anadolu halkı nasıl namus bekçiliği yapacaktır? Yazarımızın mantık örgüsüne göre Anadolu halkını “light erkek”/satanic addetmek gerekecek!

 

Mermer Abduh(yan) İslamcılığın iflası (Türk dili kuralların uyar mı bu ifade?) adıyla yayınladığı yazıda bu İslamcılığın hareket noktasının siyaset olduğunu ileri sürüyor. Bu iddia –kasıt İslâm’ın sınırlarını dikkate alan bir siyaset ise- Afgani için doğru kabul edilebilir belki ama kendisini Ezher’in ıslahına, eğitime, bidatlarla mücadeleye adamış ve "Siyasetten Allah'a sığınırım." sözünü (S. Nursi'den önce) sarf etmiş bir zatı siyasal İslamcılığın lideri olarak takdim etmek ne kadar tutarlı olabilir?

 

"İslam dünyasında teknolojik gerilik olduğunun” salt bir iddia olduğunu düşünen Mermer’e göre  "İşin içinden nasıl çıkılacaktır?" sorusu İslamcı bir sorudur. Bu bağlamda "Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez."(Rad, 13:11) ayetini nefs terbiyesi için esas alan sufi Müslümanların gündeminde -ürettikleri çözümlerin doğruluğu bir yana- "işin içinden nasıl çıkılacağı" sorusu yoktur denebilir mi? Var ise onları İslamcılıktan uzak görmenin gerekçesi nedir? Yine Mermer’in bahsettiği “Allah’ın iradesiyle bağını koparmadan bidatlara dirençli nebevi sünnetin korunmasını gaye edinmiş olarak işe sıfırdan başlayan” selef sufilerin, bu İslâmcı soruyu (!) sormadan bu salih ameli nasıl gerçekleştirdiklerini merak ediyorum.

 

Yazar, siyaseten Müslümanların özgürlüğünü ve birlikteliğini savunmanın doğal sonucunun, zihinsel entegrasyon(eklemlenme) sürecini başlatan bir etken olduğu kanaatinde. Entegrasyon ve payanda olma riskinden Allah sadece (yazarın tabiriyle) "Abduh (yan) çizgi" haricindeki kesimleri mi korumuştur? Bu çizgi dışı görülen kesimler böyle bir tehlikeden uzak mıdır? Yoksa muttaki Müslümanlar, siyasal taleplerinden vazgeçmiş olanlar mıdır? Bu sorunun cevabı evet ise size iki slogan: “Yaşasın Batı! Yaşasın laiklik!” 

01 Mayıs 2008 (Memleket gazetesi)



  İlk yorumu yazmak istermisiniz
RSS Yorumları

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
E-Posta
Başlık:
Yorum:



Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.1

 
< Önceki   Sonraki >
© 2012 Murat KAYACAN
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.